Hz. İbrahim (a.s)

Tufandan sonra Hz. Nuh’un torunlarından bazdan Irak tarafına yerleşmişler, Fırat nehrine yakın bir yerde BABİL şehrini kurmuşlardı, Babil halkı ilerleyen zamanlarda hak dinini terk etmiş, güneşe ve yıldızlara tapmaya başlamışı. Taptıkları her yıldız için bir put dikmişlerdi. Bu putlann; yıldızlar katında kendilerine şefaatçi olacağına inanıyorlardı. Oluşturdukları bu yeni dine Sabiilik adını vermişlerdi.

Babil’e kral NEMRUD hükmediyordu. Hükümdarlar arasında başına ilk defa taç takan; kral Nemrud, oldukça zalim idi.

Sahip olduğu mal mülk ve saltanat ile kibirlenir, ilahlık taslardı.
Kuraklık ve kıtlık zamanlannda kendisinden yiyecek isteyen halka “Rabbiniz kim?” diye sorar. “Nemrud” diye cevap verene yardım eder, ilahlığını kabullenmeyeni boş gönderirdi. Nemrud bu şekilde Babil’i hakimiyetine almıştı. İnanç yönünden bu derece sapıklık bataklığına gömülmüş olan Babil halkı kendine hak yolu gösterecek bir kurtarıcı, bir peygamber bekliyordu.
Sarayında çok sayıda kahin ve müneccim besleyen, Nemrud, müneccimlerinden birinin kehanetiyle sarsılıp şoka girmişti.

– Ey haşmetli hükümdarımız, Ey Babil halkının koruyucusu ve yöneticisi, yıldızlar kötü bir haber veriyor. Bu sene ülkende doğacak bir çocuk, senin dinini değiştirecek. Bu yüzden, bu sene doğacak olan bütün çocukları öldürmelisin.
Korkudan telaşa düşen Nemrud askerlerine emir vererek, şehiri sıkı bir kontrol altına aldı. Yeni doğan çocuklar hunharca öldürülüyordu.
Hemrud’un “AZER” adında çok güvendiği bir adamı vardı. Nemrud ona olan güveni nedeniyle Azer’i puthane sorumlusu olarak görevlendirmişti. Nemrud’a olan yakınhğı sebebiyle, Azer hatırı sayılır, nüfuzlu bir kimse idi.

Doğacak çocuklann öldürülmesi emri verildiği zaman Azer’in hanımı hamile idi. Fakat bunu kimseler bilmiyordu. Azer doğacak olan çocuğunu kurturmanın çarelerini araştırmaya başladı. Sahip olduğu ayrıcalık sayesinde, bu isteğini rahatlıkla gerçekleştirdi. Hanımını kolayca şehrin dışına çıkarıp onu Basra ile Küfe arasındaki, Kuse köyü yakınlannda bir mağaraya götürdü. Azer çocuklarını putperest olarak yetiştirdiği için, doğacak çocuğununda kehanette bahsedilen, çocuk olmayacağından emin bir halde hanımını mağarada bıraktı. Babil şehrinden çok çok uzaklarda, bir mağarada gözlerini dünyaya açan İbrahim diğer çocuklardan farklı olarak çok çabuk büyüyordu.

Bu mağarada bir kaç yıl anne ve babasından başka kimseyi görmedi. Her davranışında bir fevkaledelik görülen, küçük İbrahim, bir gün annesine şöyle dedi:
– Anneciğim benim Rabbim kimdir?
– Benim yavrum.
– Peki senin Rabbin kimdir?
– Baban yavrum.
– Ya Babamın rabbi kimdir?
Annesi İbrahim’in yaşından beklenmedik bu soruları karşısında hayrete düşmüştü. Telaşla olanları kocasın. anlattı. Bahsedilen çocuk kendi oğlu olabilirmiydi

Yinede bu soruları çocukluğuna verip önemsememişti. Ancak birgün aynı sorularla kendisi karşılaştı.
– Ey Babacığım, benim Rabbim kimdir?
– Annendir oğlum.
– Peki Annemin Rabbi kimdir?
– Benim.
– Senin Rabbin kimdir?
– Nemrud.
– Peki ya Nemrud’un Rabbi kimdir?
Bu sual Azeri çok sinirlendirmişti. Bunun üzerine oğlunu azarladı.
– Sus artık. Bir daha böyie şeylere kafanı takma.

Küçük İbrahim ilahi bir davanın önderi olacağı mesajını daha o yaşında hal ve tavarlarıyla açıkça belli etmişti. Günlerden bir gün Azer, oğlunun dogumunu gizlediğini arkadışlarına anlattı.
– Acaba oğlumu meydana çıkarsam Nemrud ona bir şey yapar mı?
– Nemrud o hadiseyi çoktan unuttu bile. Sen oğlunu meydana çıkar artık.
Arkadaşlarının kendini rahatlatması üzerine Azer oğlu İbrahim’i mağaradan çıkarmıştı.
İbrahim artık büyümüş delikanlı olmuştu. Azer diğer oğullarına yaptığı gibi İbrahim’inde eline birkaç put tutuşturup, satması için onu çarşıya göndermişti.
Ancak küçüklüğünden beri hiç bir zaman putlara ilgi göstermeyen İbrahim, putların boynuna bir ip takarak, onları yerlerde sürükleye sürükleye çarşıya gitti.
– Fayda ve zarar vermekten aciz olan bu putları kim alır? Bu olayı görenler İbrahim’e kızıyor ancak babasının nüfuzundan dolayı İbrahim’e bir şey diyemiyorlardı.
Bu olay böyle devam edip durdu. Kardeşleri her akşam putları satarak eve döndükleri halde İbrahim’in bir tek put bile satamadan, eve dönmesine bir anlam veremeyen Azer, neler oluyor diye meraklanmaya başlamıştı. Ancak kısa sürmedi ki ahali İbrahim’i babasına şikayet ediverdi. Azer oğlunun putları sevmediğini biliyordu. Ama bu güne kadar belki düzelir diye, hiç bir şey yapmamıştı. Nihayet oğlunu yanına çağırdı. Hz. İbrahim’e çok genç yaşta peygamberlik görevi verilmişti. O, yaşından çok olgun bir şekilde babasının huzuruna çıkıverdi.

– Ey Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve sana hiç bir faydası olmayan, bu cansız varlıkları kendine ilah mı görüyorsun?
Azer oğlunun sözleri karşısında, hem şaşırmış, hem de kızmıştı.
– Sen ne dediğinin farkında mısın? Böyle konuşma cüretini kimden alıyorsun?
Hz. İbrahim daima Babasına saygılı olmuştu.
– Babacıgım Allah tarafından bana peygamberlik verildi. Sana öğretilmeyen ilim bana öğretildi. Milletime hak yolunu göstermekle görevlendirildim. Bana tabi ol sana hakkı anlatayım.

Babil halkının tehditkar tutumu Hz. İbrahimi davasından asla geri döndüremezdi. Çünkü onun yüreği Allah sevgisiyle hınca hınç doluydu.
– Siz bir olan Allah’a şirk koşmaktan korkmazken, ben sizin putlarınızdan mı korkacağım? Babil halkı bayram günlerinde kurbanlar kesip çeşit
çeşit yemekler pişirirlerdi. Sonrada hazırladıkları bu sofraları, putların yanına yerleştirerek, şenliklere başlarlardı. Gülüp eğlendikten, kutlama merasimlerini
bitirdikten sonra da putların yanına bıraktıkları yemekleri, büyük bir iştahla yerlerdi. Yine bir bayram günü idi. Yemekler puthaneye
putlann yanına bırakıldıktan sonra, bayram yerinde toplanıp eğlenceye başladılar.

Hasta olduğunu bahane ederek, eğlenceye katılmayan Hz. İbrahim, kimsenin olmamasından istifade ederek puthaneye girdi. Putlara alaycı bir ifade ile bakıp; “Haydi buyurunuz, şu yemeklerinizi afiyetle yeyiniz. Haydi benden utanmayınız” dedikten sonra, putları bir balta ile kırıp parçalamaya başladı.
Sadece MADRUK adlı putu kırmadı. Elindeki baltayı onun boynuna asıp sonra oradan ayrıldı.
Putperest Babil halkı, bayram yerinden, döndükten sonra, putların halini görünce çok şaşırdılar. Öfkelerinden deliye dönmüş adeta kudurmuşlardı.
– Kim bu küstah?
– Onu bulup cezalandıralım.

– Her kim ise, yaptıklarını yanına bırakmayalım.
– Bu işi olsa olsa Azer oğlu İbrahim yapmıştır.
– Evet evet oldum olası putlarımızı sevmedi. Her zaman onlarla alay ederdi. Bu işi ondan başkası yapmış olamaz.
– Evet mutlaka o yapmıştır. Haydi gidip onu bulalım. Köşe bucak Hz. İbrahim’i aradıktan sonra onu yakaladılar.
– Ey İbrahim ilahlarımıza bu hakareti sen mi yaptın? Hz. İbrahim gayet sakin bir şekilde boynuna balta asılı putu kasdederek, “Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa ona sorun” diye cevapladı.
Hz. İbrahim’in bu sözleri üzerine, müşrikler donup kalmışlardı.

Anlamsız bakışlarla birbirlerini tarayıp durdular. Kimse verecek cevap bulamıyordu. Öyle ya, madem ki bu putlar ilahları idi, elbette kendilerini kimin kırdığını bilmeli, söylemeliydiler.
Dahada önemlisi kendilerini savunmalıydılar. Konuşmaktan ve kendilerini savunmaktan aciz olan bu odun ve taş parçalannı ilah saymakla hatamı ediyorlardı?
Ancak şeytan onları dogru yola gelmekten alıkoyuyordu. Gencecik bir delikanlıya inanmayı, ona tabii olmayı bir türlü gururlarına yediremiyorlardı.
– Ey İbrahim. Sende gayet iyi biliyorsun ki bu putlar konuşmazlar. Anlaşılıyor ki bu işi sen yaptın.

Hz. İbrahim de bu cevabı bekliyordu. Hemen taşı gediğine koydu.
– O halde niçin alemlerin yaratıcısı olan Allahü tealayı terk edip de, kendilerini bile koruyamayan bir tek kelime bile konuşmayan, kimseye zarar veya faydası olmayan putlara niçin tapıyorsunuz? İnsan hiç kendi yonttuğu şeye taparmı?
Bu cevaptan da anlaşılacağı gibi putları, Hz. İbrahim kırmıştı. Ona gereken cezayı vermek için hapse attılar.

Hz. İbrahim’in hapise atılmasından, Nemrud’da haberdar olmuştu. İlahlara, yıldızlara tapmayan bu genci merak etmişti. Onu huzuruna aldı. Hz. İbrahim’i küçümsedikten sonra, hırıltılı bir sesle homurdandı.

– “Söyle bakalım delikanlı. Senin Rabbin kimdir. Ne iş yapar?” diye sordu.
Hz. İbrahim gayet sakin bir şekilde Nemrud’u cevapladı.
– Benim Rabbim o zattır ki, hem hayat verir, hemde alır. Diriltmek de, öldürmekte onun elindedir.
Kibirli Nemrud, mağrur Nemrud sarayın her tarafından duyulacak bir kahkaha patlattı.

– Bu da işmi yani. Ben de öldürür ve diriltirim. Şimdi neler yapabileceğimi gör bakalım.

Muhafızlarına emir veren Nemrud karşısına getirilen zavallı, fakir sahipsiz birinin hemen öldürülmesini istedi. Muhafızlar zavallıcığı hemen oracıkta katletti. Herkes korku dolu gözlerle olanları seyrediyordu. Az sonra da huzura getirilen, diğer bir zavallıya da çil çil altınlar, mal ve mülk vererek salıverdi. Sonra da Hz. İbrahim’e doğru dönerek ilahlık tasladı.
– Gördün mü işte herkes de şahit oldu. Bak bende birini öldürdüm. Bir diğerini ise dirilttim.
Hz. İbrahim Nemrud’a acıyan gözlerle bakmıştı. Nemrud öldürmek ve diriltmekten ne demek istediğini anlamamıştı. Ya da anlamak istemiyordu. Ona haddini bildirmek lâzımdı. Hz. İbrahim’de öyle yapacaktı. Deminden beri kendisini küçümseyen, Nemrud’a iman dolu bir bakış fırlattı. Nemrud bir an sarsıldı. Aslında Hz. İbrahim’in birazdan söyleyecekleri ile daha da sarsılacaktı.
– Ey Nemrud benim Rabbim güneşi dogudan dogdurur. Eger ilahlık davanda ısrar ediyorsan sende güneşi batıdan doğdur da görelim.

Hz. İbrahim’den böyle zekice bir teklif beklemeyen Nemrud şaşkınlıktan, önce neredeyse küçük dilini yutmuş sonrada öfkesinden kudurmuştu. Herkesin içinde küçük düşmüştü. Meraklı gözlerle, kendisini izleyen bu kadar adamı karşısında verecek cevap bulamıyordu. Çaresiz insanların, sıkıştıkları zaman yapabileceği tek şeyi yaptı. Öfke içinde bağırıp duruyordu. Kimse korkudan başını kaldıramıyordu.
– Çabuk şu densizi zindana atın. İlahlanmıza karşı gelmenin cezasını ona ödetecegim. Bu yaptıkları yanına kâr kalmayacak.
Nemrud’un öfkesi dinmiyordu. O kadar insanın gözü önünde küçük düşmeyi onuruna yediremiyordu. Akıl hocaları, dalkavukları onu rahatlatmak istediler.
– Efendim ona gerekli cezayı verirsiniz olur biter. Yeter ki siz üzülmeyin.
– Onu ateşe atmalısınız. Böylece cezasını çekmiş olur. Bu fikir, Nemrud’un hoşuna gitmişti. Adamlarına hemen yakacak odun toplamalarını emretti. Hz. İbrahim’in ateşe atılarak cezalandırılacağını herkes duymuştu. Günlerce odun toplandı. Dağ gibi bir odun yığını meydana getirildi. Nihayet odunlar tutuşturuldu. Ateşin şiddetlendiği an yer gök aleve boyandı.
Sıcaklığı çok uzaklardan bile hissedilmekteydi. Karşı tepeye kurulu olan mancınığa, konularak ateşe atılacak olan Hz. İbrahim mancınığa dogru götürülüyordu. Bu dehşet verici olayı seyredebilmek için Babil’de kimse kalmamıştı. Herkes olay yerine toplanmış, korku ve merak içinde bekleşiyordu.
Hz. İbrahim mancınığa yerleştirildi. Muhafızlar onu ateşe atmak için Nemrud’un emrini bekliyordu. Dağ, taş bütün canlılar, tüm melekler Allah’a yalvarıyor, Hz. İbrahim’in kurtulması için niyazda bulunuyordu.
– Ey Rabbimiz bu kavim içinde; seni bilen tanıyan sana ibadet eden, sadece Hz. İbrahim var.
Oysa onu ateşe atıyorlar. izin verinde şu kavmi yerle bir edip Hz. İbrahim’i kurtaralım, diye yalvarıyorlardı. Yüce Allah ise onlara;
– “Onun durumunu ben daha iyi bilirim. O eğer sizden yardım isterse edin, Eğer yalnız bana güvenip dayanır, benden yardım dilerse ona benim yardımım kâfidir” karşılığını vermişti.
Nemrud’un emriyle mancınık fırlatıldı. Hiç bir telaş ve korku belirtisi göstermeyen Hz. İbrahim ateşin ortasına doğru uçuyordu. Ateşe dogru yol alırken, “Allahın yardımı bana kâfidir. O ne güzel vekildir. Ben ona dayanıp güveniyorum” demişti.
Yüce Allah, canı gönülden, tam bir teslimiyet içinde kendisine dayanıp güvenen hiç bir kulunu yalnız bırakmazdı. Hele hele bir peygamberini asla. Yüce Allah’ın emri Hz. İbrahim’in imdadına yetişti.
– Ey ateş, İbrahim için serin ve zararsız ol. İlahi emir üzerine ateş Hz. İbrahim’i yakmadı. Ateşin ortasında güllük gülüstanlık serin bir bölge oluşmuştu. Hz. İbrahim burada hiç bir zahmet ve sıkıntı çekmedi. Bu sırada Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı anda, Nemrud lehine müthiş bir tezahürat gösteren Babil halkı, bu olaya alkış tutuyordu.

– Gördünüz mü İbrahim bizi ateşle korkutuyordu. şimdi kendisi ateşe girdi.

Hz. İbrahim’in dev ateş kümesinin ortasına düşüşünü bir müddet iştahla seyreden, Nemrud ve Babil halkı onuh yanıp kül olduğuna kanaat getirince yavaş yavaş
dağılmaya başladı. Tam 7 gün yanıp durdu koca odun kütlesi. Bu 7 gün boyunca, heryerde bayramlar kutlanıyor, herkes yiyip içip eğleniyordu. Son gün alevler azalıpta sönmeye yüz tuttuğunda herkes dehşete düşmüştü. Hiç kimse gözlerine inanamıyordu.
Hz. İbrahim alevlerin tam ortasında ibadet ediyor. Allaha yakarıyordu.

Nemrud şaşkınlıktan ne yaptığını bilmez bir vaziyette dolanıp duruyor, halk ise korku ve dehşet içinde Hz. İbrahim’i seyrediyordu. Hz. İbrahim’in ateşte yanmaması, ateşin ona tesir etmemesi onun davasının haklılığını apaçık sergiliyordu. Ancak müşriklerin hiç biri bunu kabul etmek istemiyordu. Gördükleri bu gerçeğin arkasında başka başka manalar aramaya başladılar.

– Ateş O’nu yakmıyor.
– Evet evet ateş ona tesir etmiyor. Bu adam şeytan olmalı. Cünkü şeytan da ateşten yaratılmıştır.
Hz. İbrahim’e cok az kimse inanmıstı.
Bunlardan biri kardeşinin oğlu Lut, amcası kızı Sare ve daha bir kaç kişiden ibaretti. Sare daha sonra Hz. İbrahim ile evlenip eşi olacaktı.
Hz. İbrahim’e artık kimse korkudan ilişemiyordu. Bir müddet daha halkı Hakka davet etmekle meşgul oldu. Ancak ümidini kestikten sonra, ilahi emir gereği Hicret’e hazırlandı. Gitmeden öncede Babil halkına son ikazını yaptı.
– Ey kavmim gördügünüz apaçık delillere ragmen beni hep yalanladınız.
Artık aramızda hiç bir sevgi, dostluk ve akrabalık bağı kalmadı.
Aramızdaki ebedi düşmanhk, siz iman edinceye kadar devam edecektir. Hz. İbrahim milletine son uyarıyı yaptıktan sonra Babil’den hicret etti.
– Ey milletim. Ben Rabbimin bana emrettiği bir beldeye gidiyorum. Umarım ki Yüce Allah beni dini ve dünyevi isteklerimi gerçekleştireceğim bir memlekete ulaştınr.
Hz. İbrahim müminleri de yanına alarak Şam taraflarına doğru yola koyulduktan sonra, Cenab-ı Allah’ın gönderdiği sivrisinek sürüleri Babil’i perişan etti. Halkın çoğu sivrisinekler tarafından öldürüldü.

Geride kalanlar da rahatları bozulduğu için babil’i terketmek zorunda kaldılar.Sivrisineklerden biri de Nemrud’a musallat olmuştu.Malı, mülkü ile gururlanan Nemrud ufacık birsivrisineğe teslim olmuştu. Her nereye kaçarsa kaçsın ondan kurtulamıyordu. Koca Nemrud aciz durumlaradüşmüş. Kibrinden ve gururundan eser kalmamıştı.

Muhafızların sineği öldürme çabâları sonuçsuz kalıyor, bu yüzden de korku içinde yaşıyordu. Nihayet
sivrisinek Nemrud’un bir gaflet anından faydalanarak burnundan içeri girmiş ve beynine yerleşmişti.
Nemrud büyük acılar çekiyor, acısını dindirmek için kafasını taşlara duvarlara vuruyordu.

Ancak yine de acısı dinmiyordu. Sivrisinek tarafından beyni kemirilen Nemrud, acılar içinde yavaş yavaş öldü. Böylece tüm yaptıklarının cezasını feci şekilde ödemiş oldu.

Harran’a yerleşen Hz. İbrahim burada bir müddet kaldıktan sonra, Mısır’a gitmiştir. Zamanın firavunu Sare’nin güzelliğinden haberdar olmuştu. Emri gereği Sare huzura çıkarılmıştı. Firavun Sare’ye her ilişmek istediğinde nefesi kesilip ölecekmiş gibi oldu. Bu yüzden korkuya kapılan Firavun Sare’yi serbest bırakıp cariyelerinden Hacer’i de ona armağan, etmişti. Bundan sonra hep birlikte yaşadılar.
Hz. İbrahim’in eşi Sare’nin çocuğu olmayınca Sare Hz. İbrahim’in Hacer’le evlenmesini istedi. Hacer Hz. İsmail’i dünyaya getirdikten sonra, Hz. İbrahim zevcesi Hacer ile oğlu İsmail’i Mekke’ye götürmüştür. Sonraki yıllarda ilk eşi Sare hatun Hz. İshak’ı doğurmuştur.
Hz. Sare 127 yaşında iken vefat etmiştir. Peşi sıra Hz. İbrahim’de 200 yaşında iken ruhunu Allahü teâlâya teslim etmiştir. Hz. İbrahim’in kabri Kudüs yakınlarında Habrun kasabasında bir mağaradadır.

[/accordion]

Yorum Yap