Akil bin Ebi Talib

Ben seni iki cihetten seviyorum.. Birincisi, yakın akrabamsın, ikincisi, amcamın seni çok sevdiğini bildiğim için. HADİS-İ ŞERİF

Eshâb-ı kirâmdan. Resûlullah’ın (s.a.v.) amcasının oğlu. Hz. Ali ve Ca’fer-i Tayyar’ın (r.a.) büyük kardeşidir. Ca’fer-i Tayyar”dan (r.a.) on, Hz. Ali’den yirmi yaş büyük olup, üçü de aynı anadandır. Künyesi Ebû Yezîd’dir. Hz. Akil başlangıcından beri İslâm’a yakınlık duyuyordu. Peygamberimize karşı da aşırı bir sevgisi vardı. Ancak müşriklerin baskı ve işkencesinden çekindiği için, bu düşüncesini açığa vuramıyordu. Akîl , müşriklerin Peygamberimize yaptıkları işkenceleri ve buna karşı Peygamberimizin sebâtına yakından şâhid oldu. Bununla ilgili bir hâtırasını şöyle anlatır :

“Kureyş’in ileri gelenleri babama gelerek, ‘Yeğenin bize üzücü şeyler söylüyor, putlarımıza sataşıyor. Onu bundan vazgeçirsen iyi olur’ dediler. Babam da benden Resulullahı bulup getirmemi istedi. Gittim, onu buldum. Yorgunluktan doğru dürüst yürüyemiyordu. Benden yardım istedi. Biraz sonra babamın yanına geldik. Müşrikler hâlâ oradaydı. Babam Resulullaha hitaben, ‘Yeğenim, sana olan sevgimi biliyorsun. Bunlar senin kendilerini üzdüğünü söylüyorlar. Bundan vaz geçsen iyi olur’ dedi. Resulullah gözlerini semâya kaldırdı, ‘Güneşi görüyor musunuz?’ diye sordu. Onlar, ‘Evet görüyoruz’ dediler. Resulullah, ‘Allah’a yemin ederim ki, benim bu dâvâdan vaz geçmem, birinizin güneşten bir parça ile ateş yakışı kadar imkânsızdır’ dedi. Babam onun bu kararlılığını görünce, ‘Yemin ederim ki, yeğenim hiçbir zaman yalan söylememiştir. Aklınızı başınıza alın ve gidin’ dedi.”

Akîl bin Ebî Talib, mekke müşrikleri baskı yaptıkları için, Bedir savaşında istemeyerek onların yanında yer aldı. Müslümanlar onu esir aldılar. Kendisi fakir idi. Kurtuluş fidyesini ödeyecek durumu yoktu. Peygamberimizin isteği üzerine O’nun için, fidyesini esirler arasında bulunan ve o sırada henüz Müslüman olmayan amcası Abbâs bin Abdülmuttalib tarafından ödedi.

Akîl’in (r.a.) İslâmı kabul edişi, Hudeybiye anlaşmasından sonra olmuştur. Müslüman olduktan sonra, Medine-i Münevvere’ye hicret etmiştir. Böylece muhacirlerden olmuştur. Akil (r.a.) Mûte gazasına iştirak etti. Ancak dönüşünde uzun süren bir hastalığa yakalandı ve bu sebeple Mekke, Huneyn ve Taif gazalarına iştirak edemedi. Daha sonra, tekrar Mekke’ye yerleşti. Ancak zaman zaman Resûlullah’ı (s.a.v.) ziyâret eder, hizmette kusur etmezdi. Bu bakımdan, Resûl-i Ekrem’den (s.a.v.) birkaç hadîs-i şerîf rivâyet etmiştir.

Akil (r.a.) hicretten önce fakir idi. Hicretten sonra daha da fakirleşti. Resûlullah (s.a.v.) bu durumu görünce Hayber seferinden sonra, kendisine yıllık bir maaş bağladı. Akil’in (r.a.) başka geliri olmadığından geçimini yalnız bu maaşla temin ediyordu.

Rivâyet edilir ki, Akil (r.a.) borçlanmıştı. O zaman halife olan kardeşi Hz. Ali’nin yanına gitti. Hz. Ali ona borcunu sordu. 40.000 dirhem olduğunu söyleyince, ödeyecek parası olmadığından ona bir şey veremedi. Sonra öderiz buyurdu.

Akil bin Ebû Tâlib, Peygamberimizi (s.a.v.) çok severdi. Her fırsatta Resûlullah’a olan bağlılığını ve sevgisini gösterdi. Resûlullah (s.a.v.) da onu severlerdi. Akil hazretlerine buyurdu ki: “Yâ Ebâ Yezîd! Ben seni ik cihetten seviyorum. Birincisi, yakın akrabam olduğun için, ikincisi, amcamın seni sevdiğini bildiğim için.” buyurarak iltifat ederdi. Bu iltifat onu çok sevindirirdi.

Hz. Akil, Resûlullah’ın kıymetli sünnetine uymakta çok dikkatli ve titiz idi. Çevresindekilere, cahiliyye âdetlerinden uzaklaşmalarını tavsiye ederdi. Akil bin Ebî Tâlib, nesebler (soylar) üzerinde geniş bir bilgiye sahipti. İyi ve kötü soylar, onlarla ilgili olay ve tarihleri çok iyi bilirdi. Bu sebeple , Hz.Ömer mal dağıtımı için düzenli bir defter tutmak istediğinde Ebu Akîl ile birlikte bu işi bilen bir kaç kişiyi tayin etmişti. Cahiliyye devrine dair, örf ve adetler, meşhûr günler, hikâye ve destanlar hakkında derin bilgisi vardı. Bu yüzden komşu kabileler arasında hürmet ve saygı görürdü. Bu konuda sorulan suallere geniş ve doyurucu cevaplar verirdi. Müslüman olduktan sonra cahiliyye devrine ait âdetlerin hepsini terk etmişti. Cahiliyye âdetlerini iyi tanıdığından, neleri terk edeceğini de gayet iyi biliyordu. Çünkü, şerri, günahı, harâmı bilmeyenin, tanımıyanın, o kötülüğe, harâma düşme ihtimali her zaman mevcuttur. Ama tanırsa, ondan kendisini muhafaza etmesi mümkündü. Evlendiği zaman kendisini, “Çoluk çocukla birlikte kutlu olsun ” diye tebrik ettiler. Hz.Akîl müdahale etti. Tebriğin sünnete uygun omasını istiyordu. Onlardan “Allah hanımının bereketini sende ve senin üzerinde kılsın” demelerini sitedi. Çünkü Resulullah evlenenleri böyle tebrik ederdi.

Yorum Yap