Aldanma Kuyusu

Vaktiyle bir ülkede bir Padişah ve onun da canından çok sevdiği bir oğlu yaşardı. Son derece iyi yetişmiş, okumuş, hocalardan dersler almış, kendisine gerekli olan ve olacak bilgilerle donanmış bir veliaht idi.

Padişah’a Allah’ın emri gelip de dünyadan göçünce varis olacak tek kişi idi. Gecelerden bir gece Padişah rüyasında oğlunun öldüğünü gördü. Görünce de korku içinde uyandı. Düş olduğunu farkedince,

‘ohhh’ çekti, ‘şükürler olsun rüyaymış’

Düş gördüğünü anlaması rahatlattı Padişah’ı ama yine de içine bir kurttur düştü.

‘Tahtımın tek varisi o’ diye düşündü, ‘ya ölürse ne yaparım ben?’

Ve hemen evlendirmeye karar verdi. Öyle ya, bir erkek torunu olursa kendisini daha iyi hissedebilir, gönlü biraz daha rahat olabilirdi.

Aradı taradı, sordu soruşturdu, sonunda, kendisi yoksul gönlü zengin bir dervişin kızına talip oldu. Talip olan Padişah olunca da akan sular durdu. Derviş kızını verdi. Gerçi eşi karşı çıkmış,

‘fakir bir dervişin kızını nasıl oğluma layık görüyorsun?’ diye çıkışmıştı ama, Padişah,

‘fakir olmak ayıp değil’ demişti, ‘insanın gönlü zengin olmalı’

Derviş kızı vermiş ve düğün hazırlıklarına başlanmıştı lakin şehzade hazır değildi evlenmeye. Çünkü o Kabil’den büyücülükle uğraşan bir kadının tuzağında çırpınıp durmaktaydı. Kadın kendisine aşık etmişti çocuğu. Yanıp tutuşuyor, uğrunda herşeyi göze alacak kadar bağlı idi kadına. Bir tahtın varisi değil de zincire vurulmuş bir köleydi sanki.

Kadın ne dese yapıyor, ne istese getiriyor, ne istemese ondan uzaklaştırıyordu. Güçsüzleşmiş, zayıflamış, yarı sarhoş bir halde dolaşıyordu.

Padişah durumu öğrenince derin bir üzüntü ve kaygıya daldı. Ne yapacağını şaşırdı. Ülkesinde ne kadar hazık hekim, büyücü, falcı, doktor varsa çağırttı. Oğlunu kurtarmaları için ne gerekiyorsa yapmalarını istedi.

Bir yandan da Allah’a yakararak onu kendine geri vermesini diledi. Sonunda sihir işlerinde hayli mahir biri geldi saraya.

Şehzade’yi dinledi, hemhal oldu, derdini öğrendi. Ve Padişah’ın huzuruna gelerek,

‘sultanım’ dedi, ‘siz rahat olun. Kadın çok fena. Öyle her büyücünün başa çıkacağı türden biri değil. Fakat ben sorunu çözeceğim, üzülmeyin’

Ve uğraştı uğraştı sonunda dediği gibi yaptı, Şehzade kadından kurtuldu. Kendine gelir gelmez de babasına koşarak,

‘seni üzdüğüm için beni bağışla’ dedi, elini öptü, özür diledi. Düğün hazırlıklarına yeniden başlandı. Padişah buyruklar vererek, şanına layık bir şenlik yapılması için ne gerekiyorsa yapılmasını emretti. Büyücü kadın ise üzüntüsünden ölmüştü. Düğün yapıldı, gerdek gecesi damatla gelin odalarına çekildiler.

Çekidiler ki Şehzade ne görsün.

Gözkamaştırıcı bir güzellik, ışıl ışıl aydınlık bir çehre, iri badem gözler, elma yanaklar, kiraz dudaklar…

‘Aman Allahım!’ dedi kendi kendine, ‘bu ne güzellik’

Aradan bir sene geçmişti.

Baba oğul oturmuş söyleşirken, Padişah, veliahtına,

‘nasıl, eski sevgilin hatırına geliyor mu hiç?’ diye sordu

‘Amaan baba’ dedi Şehzade, ‘ne eskisi ne sevgilisi, ben şimdi mutluluk ülkesindeyim, aldanma kuyusundan kurtulalı bir yıl oldu’

Yorum Yap