BABA İLE OĞLU

baba oğluÇocuğun biri, babasının tabutu önünde ağıtlar yakıyordu. ”Babacığım, seni nereye götürüyorlar? Seni toprağa gömecekler. Seni öyle dar, öyle gam ve kederle dolu bir eve götürüyorlar ki, altına ne halı serilir ne de hasır. Orada geceleri ne bir ışığın var ne de gündüzleri bir dilim ekmeğin. Ne yemek kokusu duyarsın, ne de yemek verirler. Evinin kapısı olmadığı gibi, çatısına çıkacak bir yolun da yok. Etrafında dertleşebileceğin bir komşun olmayacak. Güneş görmeyen bu karanlık yerde, ne olur halin babacığım?” O sırada cenazede bulunan bir başka çocuk, babasının elinden çekiştirerek, ”Baba, bu ölüyü bizim eve mi götürecekler? diye sordu. Babası kızarak, ”Aptal olma oğlum” dedi. Çocuk, ”Baba bu çocuğun saydığı özelliklerin hepsi bizim evde var. Anlattığı gibi, ne hasır var ne ışık var ne de doğru dürüst kapısı, avlusu, çatısı var. Yiyecek, içecek bir şeyimiz de yok” dedi. Allah’ın nurunun güneşiyle aydınlanmayan gönüller de mezar gibidir. Mârifet ve hakikate kapalıdır. Böyle bir gönülden, mezar daha iyidir.

Gel, nursuz kalmış beden kuyusunun gönül mezarından çık kurtul. Gökyüzünün güneşi ol. Vaktin Yusuf’u olduğunu bil.

 

1 Yorum

  1. emre
    bu nasıl açılır söyle dayak yeme sonra söylemedi deme gününü görürsün ha deli kafayı yemiş
    07 Eylül 2014 at 17:22

Yorum Yap