Dostu Gören Göz Öyküsü

Köylünün biri, kentli bir adamla dost olmuştu. Şehre gelince onun evinde konaklıyor, yiyip içiyordu. Arkadaşı bir dediğini iki etmiyor, evde kendini rahat hissetmesi için elinden geleni yapıyordu. Köylü adam her seferinde,

‘sen de çoluk çocuğu alarak köye gel, baharda bizim oralar çok güzelleşiyor’ diye ısrarla davet ediyor, arkadaşı ise, ‘inşallah’ diyordu, ‘işlerimi halledersem gelirim’ diyordu.

Böylece aylar, yıllar geçti. Köylü adam, kente gelişlerinde dostuna konuk oldu. Her defasında köyüne davet etti. Bir gün şehirli adamın çocukları,

‘baba’ dedi, ‘neden köye gitmiyoruz? Senin bunca iyiliğin dokundu ona.

Bizi sürekli çağırıyor üstelik’

Adam,

‘doğru’ dedi, ‘gitmemiz iyi olur ama, iyilikte bulunduğun insanın şerrinden kork demişler. Onunla güzel bir dostluğumuz var. Bunun bozulmasını istemiyorum’

Bu günlerde köylü adam yine haber göndererek arkadaşını köyüne davet etmişti. Bahardı. Ağaçlar çiçeklenmiş, tabiat yeşil örtüsüne bürünmeye başlamıştı. Şehir adamı, çocuklarını da alarak yola çıktı.

Birkaç gün sonra köye vardılar. Adamın evini sordular. Köy yerinde herkes birbirini tanıyordu. Biri evini gösterdi adamın. Kapıyı çaldılar. Çaldılar ya bir türlü açılmıyordu. Tam bu sıra hava bozdu, yağmur başladı.

Adam ortalıkta görünmüyordu. Kapının önünde, yağmurun altında beklediler bir zaman. Islanmış ve üşümüşlerdi. Neden sonra adam çıkagelince,

‘yahu’ dedi, ‘nerelerdesin, köyüne kadar geldik görüşemeden dönecektik’

Köylü,

‘tanışıyor muyuz?’ dedi, şaşırmıştı.

‘sen neler söylüyorsun böyle? Ne demek tanışıyor muyuz?’

Köylü,

‘kusura bakma’ dedi, ‘gerçekten tanıyamadım. Kendi varlığımdan bile haberim yok artık benim. Kendimi Allah’a adadım’

Şehirli hala şaşkındı,

‘şehre geldiğinde evimde kalan, soframı açtığım adam sen değil misin? Bende teklifsizce misafir kalmaz mıydın, köyüne davet etmez miydin?’

‘Hayır’ dedi köylü, ‘seni tanımıyorum’

‘Peki’ dedi şehirli, ‘tamam bizi tanıma lakin iliğimize kadar ıslandık, hava da kararmak üzere, başımızı sokacak bir kovuk göster de sabahı edelim’

Köylü, bahçesindeki bekçi kulübesini göstererek,

‘burada geceleyebilirsiniz, ama dikkatli olun gece kurt iner buralara’

Şehirli çaresiz kabul etti. Çocuklarıyla kulübeye sığındı. Gece gözüne uyku girmedi. Kılıcını, okunu yayını hazırladı, nöbet tutmaya başladı. Gecenin ilerleyen vaktinde bir ses duydu. Pencereden baktı, karanlıkta tam seçemiyordu,

‘kurt olmalı’ diyerek yayını gerdi, oku fırlattı. Köylü adam gürültüye uyanmış koşmuştu,

‘eyvah!’ diye bağırdı, ‘sıpamı vurdun’

‘Ne sıpası’ dedi şehirli, ‘kurttu o’

‘Hayır’ dedi köylü, ‘sıpayı vurdun, sesinden tanıdım onu’

Şehirli dayanamayıp patladı,

‘behey vefasız bunak, karanlık gecede sıpanı sesinden tanıyorsun da, güpegündüz dostunu tanımıyorsun. Bir de utanmadan kendimi Allah’a adadım diyorsun. Sen ilahi şarabı değil ayran içmişsin’ dedi ve sabahın ilk ışıklarıyla köyü terketti.

Yorum Yap