Hz.Muhammed’in Hayatı – 11

Medine, Mekke ile heyber arasında bulunuyordu. Her iki şehir de Medine için tehlike arz ediyordu. Hicretin 6. yılına sevgili peygamberimiz Mekke’ye umre seferine.çıktı. anca Mekke’ye 15 Km kala Hudeybiye de Mekkeli müşrikler umre amacıylada olsa Müslümanların Mekke’ye girmesine izin vermediler. Peygamberimiz bir ağacık altında gerekirse savaşmak düşmandan kaçmamak için arkadaşlarıyla sözleşme yaptı. İslam tarihinde bu olaya Allah’ın razı olduğu sözleşme anlamına gelen “Bey’at-ı Rıdvan” denilir. Ve orada Allah’ın “Fethi mubin (yani apaçık fetih) dediği hudeybiye antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre iki taraf arasında 10 yıl savaş yapılmayacaktı, 1 yıl sonra umre yapmak için Mekke müminlere 3 gün açık tutulacaktı.

Bu antlaşmayla Mekke den müminlere gelecek olan tehlike ortadan kaldırıldı. Bunun üzerine peygamberimiz. Derhal ordunun toplanmasını emretti. Heyber’e varıldı. Ogün yapılan savaşa neticesi en büyük Heyber kalesinden başlayarak bütün kaleler fethedildi. Sonuçta Heyberliler toprağı işleyip, gelirinin yarısının Medine’ye ödeyecek ve Hz. Peygamber dilediği zaman çıkartma hakkına sahip olacak.

Hicretin 8. yılında Hz. Muhammed (s.a.s.) 10.000 kişilik orduyla Mekke’ye gitti birkaç kişi hariç Mekke kansız teslim alındı. O gün ona bakan gözler başı dik muzaffer bir komutan edası değil, her an Rabbine hamdı ve şükür borcunun bulunduğunu bilen bir insanın mütevazı durumunun gördüler.

Peygamberimiz önce Kâbe’yi tavaf etti. Zemzem içti. Safa ile Merve arasında sây etti. Daha sonra Kabe’nin etrafındaki putları yıktı. Yıkarken:

“hak geldi batıl yok olup gitti. Zaten batıl yok olup gidecekti.” Mealindeki ayeti okuyordu.

Hz. Muhammed Mekke halkının karşısına çıktı :

– Bu gün size, peygamber Yusuf (s.a)’ın söylediği sözden daha fazlasını söyleyecek değilim. Bu gün size bir azarlama ve ayıplama yoktur. Gidin hepiniz serbessiniz buyurdu. Daha sonra İslam dinini seçen Mekkelileri kabul etti. O gün Müslümanların camiasına 2.000 kişi eklendi.

Peygamberler insanlığın tanıdığı en doğru ve haklı davayı getirirler. Ancak insanlar peygamberlerin maddi ve siyasi gücünün olmayışından faydalanmışlardı. İnsanların Hz. Süleyman karşısında direnmeyişleri, onun diğer peygamberlerden daha haklı oluşuna değil, güçlü oluşuna bağlıdır. Bundan dolayıdır ki insan haklı olduğu kadarda güçlü olmak zorundadır.

Yorum Yap