İKİ TILSIM

iki tılsımBir zamanlar iki ülke arasında bir anlaşmazlık çıkmış.
Taraflar soruna anlaşarak barış ortamında bir çözüm getirememişler. Sonunda iş savaşa kalmış.
Gün gelmiş, savaşmaya başlamışlar. Onca asker birbirine girmiş. Kan gövdeyi götürmüş.
Askerlerden kimisi ölüyor, kimisi yara alıp savaşamaz duruma geliyor, diğerleri vuruşmaya devam ediyormuş.
Bu savaşta bir asker, diğer bir çoğu gibi savaş meydanının ortasında çok zor bir durumda kalmış.
İki tarafından ağır şekilde iki yara almış.
Bu yetmiyormuş gibi kocaman bir aslan da, ona saldırmak için arkasında beklemekteymiş.
Daha da kötüsü gözünün önüne, bütün sevdiklerinin asılıp mahvolacağı bir darağacı dikilmiş. Bu darağacı sonunda onu da beklemekteymiş.
Hem ülkesinden sürgün edilmiş. Sürgün edildiği yere gitmek için, uzun bir yolculuğa çıkarılmış.
Ne kadar zor durumda, artık gerisini siz düşünün!

O zavallı asker böyle zor durumda, ümitsiz bir şekilde düşünüyormuş.
O esnada sağ yanında yaşlı, nur yüzlü bir kişi belirmiş.
Ona:
“Sakın korkup ümidini yitirme!” demiş.
Asker, ne olduğunu anlamaya çalışıyormuş.
“Kim bu adam? Ne demek istiyor?” diye düşünmüş.
Yaşlı adam:
“Sana iki tılsım öğreteceğim. Onları güzelce kullan! O zaman o aslan, üzerine bineceğin bir at, herkesin idam edildiği darağacı ise keyif veren bir salıncak haline gelecektir.
“Hem sana bir de ilaç vereceğim. Onu güzelce kullandığın takdirde; kokmağa yüz tutmuş olan o iki yanındaki yara, hemen iyileşmekle kalmaz, üstelik güzel kokulu iki gül haline gelir.
“Hem sana bir de bilet vereceğim. Onun sayesinde bir yıllık yolu, bir günde gidersin.
“Eğer söylediklerimden şüphe ediyorsan, dene. Doğru olduğunu anlayacaksın.” demiş.
O da deneyip bakmış. Doğru olduğunu görmüş.

Daha sonra, sol yanından karanlık yüzlü, şeytan gibi bir adamın geldiğini görmüş.
Yanında pahalı mücevherler, güzel elbiseler, renkli resimler varmış.
Karşısına geçip ona:
“Hey dostum! Gel beraber içki içip eğlenelim. Şu güzel kızların resimlerine bakalım. Şu hoş şarkıları dinleyip şu güzel yemeklerden yiyelim.” demiş.
Cevap alamamış.
Askerin bir şeyler mırıldandığını fark etmiş.
“O ağzında sessizce okuduğun şey de nedir?” diye sormuş.
Asker:
“Bir tılsım.” demiş.
Adam:
“Bırak şu anlaşılmaz işleri. Hazır keyfimizi bozmayalım.” demiş.
Ardından:
“Hem şu elindeki de nedir?” diye sormuş.
Asker:
“Bir ilaç.” demiş.
Adam:
“At onu. Sen çok sağlıklı birisin. İlaca filan ihtiyacın yok. Hem şimdi eğlence zamanı. Haydi keyfimize bakalım!” demiş.
Askerde yine bir hareket görememiş. Bu defa:
“Hem şu elinde tuttuğun, beş yerinde işaret bulunan kağıt da nedir öyle?” diye sormuş.
Asker:
“Bir bilet! Biz ona bir görev kağıdı da diyebiliriz.” demiş.
Adam:
“Boş ver! Yırt şunu. Bu kadar güzel bir bahar mevsiminde, böyle hoş bir günde yolculuğa çıkmağa ne gerek var?!” demiş.
Daha bunlar gibi pek çok mazeret üretip pek çok yola başvurarak onu aldatmağa çalışmış.
O zavallı asker de, ona birazcık inanır gibi olmuş.

Aniden sağ taraftan gök gürültüsü gibi bir ses işitilmiş.
Ona:
“Sakın aldanma! O yalancıya da şunu söyle:
“Sen, şu arkamdaki aslanı öldürüp önümdeki darağacını kaldırabilir misin?”
“Sağ ve solumdaki yaraları iyileştirip peşimdeki yolculuğu engelleyebilir misin?”
“Eğer sen bunları yapabilirsen, ben de senin dediklerini yapabilirim.”
“Yok yapamazsan, sus ve defol!” de demiş.
Asker de onun dediklerini yapmış. Karanlık yüzlü adam defolup gitmiş.

Sevgili dostum!
Sıra geldi masalın gerçek anlamına.
O zavallı asker, sensin ya da her bir insandır.
O aslan ise, ölüm zamanı demek olan eceldir.
O darağacı ise, sürekli bir çok dost ve tanıdığın üzerine çıkıp kaybolduğu ölümdür.
O iki yaradan birisi, hiçbir şeye güç yetirememekten kaynaklanan sıkıntılı bir acizlik, diğeri hiçbir şeye sahip olmamaktan kaynaklanan ıstıraplı bir yoksulluktur.
O sürgün ve yolculuk ise; ruhlar aleminden, anne rahminden, çocukluktan, ihtiyarlıktan, dünyadan, kabirden, berzahtan, yeniden diriliş demek olan haşirden, sırat köprüsünden geçen, herkesin yaşadığı upuzun bir yolculuktur. Buna yolculuk şeklinde bir sınav demek daha doğru olur.
O iki tılsım ise, Allah’a ve ölümden sonraki hayata inanmaktır. Bunların sayesinde ölüm, insanı şu zindana benzeyen dünyadan cennet bahçelerine ve Allah’ın huzuruna götüren bir araç olur.
O ilaç ise, dua ederek Allah’ın rahmetine güvenmektir.
Hem o bilet ve üzerinde beş işaret bulunan kağıt ise, başta namaz olmak üzere diğer en önemli ibadetler ve büyük günahlardan kaçınmak şartıyla kazanılan sınav belgesi ve diplomadır.

Yorum Yap