MİSAFİRİN EŞEĞİ

misafirin eşeğiSûfînin biri, seyahati sırasında bir tekkeye misafir oldu. Kendi eliyle eşeğini ahıra bağladı. Güzelce yemini suyunu verdi. İşini başkasına bırakmadı. Bu tekkenin sûfîleri çok yoksuldu. Toplanıp aralarında misafire ne ikram edeceğiz diye konuştular. Misafirin eşeğini satmaktan başka çarelerinin olmadığına karar verdiler. Eşeği pazar yerine götürüp sattılar. Parasıyla yicek bir şeyler aldılar. Tekkenin mumlarını yaktılar. Akşama ziyafet ve semâ olduğunu ilân ettiler. Misafir uzak yoldan gelmişti, yorgundu. Tekkedekiler onu güzelce dinlendirdiler. Akşam olunca yemeğe davet ettiler. Birbirinden güzel sözlerle kendisine iltifat edip, saygı gösterdiler. Yemekten sonra semâ başladı. Misafir sûfî, kendine gösterilen sevgi ve ilgiye karşılık vermek için tekkedekilerin coşkusuna katıldı. Mutfaktan tüten duman, yerden kalkan toza karıştı. Sûfîlerin aşk ve muhabbetle dönmeleri ortalığı birbirine kattı. Semân sonuna doğru, çalgıcı ağır aksak bir makamla çalgısını çalarak, ”Eşek gitti, eşek gitti” demeye başladı. Sûfîler hararetle bu tempoya uydular. Bir yandan ayaklarını vururken, diğer yandan ellerini çırparak, hep bir ağızdan seher vaktine kadar, ”Ey oğul eşek gitti, eşek gitti” diye tempo tuttular. Misafir sûfî de onların heyecanına ayak uydurmaya çalışıyordu. Semâ bitti, meclis dağıldı. Herkes evine çekildi. Tekke boşaldı. Sabahleyin sûfî, eşeğine yüklemek için eşyasını odasından dışarı çıkardı. Yola çıkmak için hazırlıklarını yaptı. Eşeğini almak için ahıra gittiğinde bulamadı. Kendi kendine, ”Akşam pek az su içmişti. Herhalde tekkenin hizmetçisi suya götürmüştür” dedi. Hizmetçi geldiğinde sordu: ”Eşek nerede?” Hizmetçi, ”Bu ne biçim soru? Akşamdan beri eşek gitti diye bağırmıyor musun?” Sûfî, ”Ben, eşeğimi sana emanet etmiştim. Koruman gerekirdi” dedi. Hizmetçi, ”Sûfîlerin hepsi üzerime çullandı. Onlarla baş edemezdim. Zorlayıp aldılar” dedi. Sûfî, ”Peki, bana niye haber vermedin?” dedi. Hizmetçi, ”Vallahi defalarca geldim, ama sen eşek gitti lafını hepsinden daha coşkulu söylüyordun. Haberin vardır diye düşündüm. Hatta ne kadar tevekkül ehli, ârif bir sûfî diye takdir ettim” dedi. Sûfî, ”Sûfîler gerçekten aşkla söylüyorlardı. Onları taklit etmek, bana da büyük zevk verdi. Fakat sonuçta eş e ğ im elden çıktı. Bilinçsizce yaptığım taklit, bana pahalıya mal oldu” dedi. Yemek hırsı, zevke düşkünlük, insanın aklını körleştirir.

Doğruyu bulmasına engel olur. Tasavvufun şekli ve zevkleriyle oyalanmak sûfînin ilerlemesini durdurur.

Yorum Yap