Taif Yolculuğunun Semeresi

Taif-yolculuğunun-semeresi-40-kaliteResul-i Ekrem (s.a.a)’in amcası Ebu Talib ve hazretin şefkatli eşi Hatice bir kaç gün arayla dünyadan göçtüler. Resul-i Ekrem (s.a.a) böylece, evinin dışında en iyi yardımcısı ve müdafilerinden olan Ebu Talib’i, evinin içinde ise en iyi teselli kaynağı ve dostu, Haticeyi kısa bir arayla kaybetti.

Resul-i Ekrem (s.a.a)’e güç gelen Ebu Talib’in vefatı, Kureyş’in incitme elini daha da açtı. Ebu Talib’in vefatından, bir kaç gün geçmemişti ki, Resul-i Ekrem (s.a.a) bir sokaktan geçerken çöple dolu bir kutuyu başına boşalttılar. Toprağa bulanmış olarak evine döndü. Hazretin kızlarından biri (En küçük kızı Fatıma selamullahi aleyha) yanına geldi. Babasının başını ve saçını yıkadı. Resul-i Ekrem (s.a.a) aziz kızının gözlerinden yaş geldiğini görünce “Kızcağızım, ağlama ve üzülme, baban yalnız değil, Allah onun müdafiiydi” buyurdu.

Bu olaydan sonra yalnız başına, Mekke’den dışarı çıktı. Sakif kabilesini, irşad ve davet için, Mekke’nin güneyinde olan ve Mekke zenginlerinin eğlence yeri olan, iklimi ve güzelliğiyle meşhur, Taif şehrine doğru yola çıktı.

Bu iş, Taif halkının, fazla hoşuna gitmedi.O güzel şehrin halkı da, Mekkelilerle, aynı ruh yapısına sahiptiler. Mekke’ye komşu olarak, putlarının sayesinde, müreffey bir hayat yaşıyorlardı.

Fakat Resul-i .Ekrem (s.a.a) ye’s ve ümitsizliğe kapılan ve müşkülattan korkan kişilerden değildi. O istidatlı bir elemanı, kendisine çekmek ve onun gönlünü almak için, en büyük zorluklarla karşılaşmaya hazırdı.

Taif’e girdi. Taif halkından da daha önce Mekkelilerden duyduğu sözleri işitti. Biri “Allah’ın dünyada senden başka seçeceği bir kul yokmuydu?” dedi. Diğer biri “Eğer sen Allah peygamberiysen, Kabe’nin örtüsünü, çalmış olayım” dedi. Üçüncüsü “Ben seninle konuşacak kimse değilim” dedi ve bunun kabilinden sözler.

Yalnız hazretin islama davetini kabul etmemekle kalmadılar, hatt kenarda köşede bir kaç kişinin peyda olup onun sözlerine kulak vermelerinden korkarak bir çocuk ve ayak takımından olan bir kaç kişiyi, hazreti, Taif’ten kovmaları için, kışkırttılar. Onlar da küfredip taş atarak onu kovaladılar. Resul-i Ekrem (s.a.a) güçlükler ve pek çok yaralar arasında, Taif’ten uzaklaştı. Kureyş’in zenginlerinden olan Atabe ve Şibe’nin, Taif dışındaki bağına geldi. Tesadüfen onlar da oradaydı. Bu iki kişi uzaktan peygamberin halini görmüşler ve bu olaya gönülden sevinmişlerdi.

Çocuklar ve ayak takımı kimseler artık geri döndüler. Resul-i Ekrem (s.a.a), Atabe ve Şibe’den uzakta bir üzüm dalının gölgesine bir müddet istirahat etmek için oturdu. Yalnızdı, kendisi ve Allah’ı vardı. Yüzünü Allah’ın dergahına çevirdi ve dedi: Ey Allah’ım, zayıf ve güçsüzüm. Çare yolları kapandı, halkın alay ve istihzasını sana şikayet ediyorum. Ey şefkatlilerin en şefkatlısı, itibarsız ve madunların Allah’ı, senin. Sensin benim Allahım. Beni kime bırakıyorsun? Bana kaş çatan, bir yabancıyı veya düşmanı, bana üstün tutar mısın? Ey Allahım, başıma gelen şeyler, benim buna müstahak olmam ve bana kızmandan değise korkum yok. Fakat selamet ve sıhhat meydanı bana genişse, karanlıkların seninle aydınlandığı, dünya ve ahiret işlerinin seninle yürüdüğü zatının ışığına sığınırım. Bana kızdığın ya da azap verdiğin zaman, onlara hoşnuttum, taki sen, benden hoşnut oluncaya kadar. Senden ve senin vesilenden başka dünyada, ne bir dönüş, ne bir değişiklik ne de bir güç vardır.

Resul-i Ekrem (s.a.a)’ın bu yenik halinden memnun olan Atabe ve Şife, akrabalık hissiyle ve yakınlık mülahazasıyla, yanlarında gelen hıristiyan köle Addas’a bir tabak üzüm doldurmasını ve orada, bir üzüm dalının gölgesinde oturmuş olan adamın yanına bırakmasını ve hemen dönmesini emrettiler.

Addas üzümleri getirdi, bıraktı ve “ye” dedi. Resul-i Ekrem (s.a.a) elini uzattı bir üzüm tanesini ağzına götürmeden önce, Bismillah kelimesini söyledi. Bu kelime o güne kadar Addas’ın kulağına gelmemişti. İlk defa onu işitiyordu. Resul-i Ekrem (s.a.a)’in yüzüne dikkatle baktı ve “bu kelime, bu bölge halkınca kullanılmıyor, bu nasıl bir cümledir?” dedi.

Resul-i Ekrem (s.a.a) -Addas nerelisin? Hangi dindensin?

– Neynevalıyım ve hiristiyanım.

– Neynevalı mısın?!Allah!ın salih kulu olan Yunus bin Metta’nın şehrinden mi?

– Tuhaf, sen burada ve bu halkın arasında nereden Yunus bir Mettanın ismini biliyorsun? Neyneva’da, orada bulunduğum vakitlerde, Yunus’un babası, Metta’nın ismini bilen, on kişi dahi yoktu.

– Yunus kardeşimdir. O Allah elçisiydi. Ben de Allah’ın peygamberiyim.

Atabe ve Şife, Addas’ı oturmuş ve konuşmakla meşgul görünce içleri eridi. Çünkü Resul-i Ekrem (s.a.a) konuşmaktan, her şeyden daha çok korkarlardı. Addas’ı çökmüş, Allah elçisinin elini ayağını öperken gördüklerinde, birbirlerine “Gördün mü, zavallı köleyi harap etti?” dediler.

Yorum Yap