Zeyd bin Harise(ra)

SEVGİLİ SEHÎD ZEYD BİN HARİSE R.A.

İman edenler, sonra hicret edip Allah yolunda malları ve canları ile cihad edenler için Allah katında en büyük bir derece vardır. İşte onlardır gerçek kazananlar.. Tevbe; 20

Salebe kızı Su’da küçük oğlu ile beraber Ma’n oğullarından olan yakınlarını ziyarete çıkmıştı. Daha onların arasına yeni oturmuştu ki, küçük oğlu, dışarıda yaşıtları dayı oğulları ile azıcık oynamak için izin istemişti. O da ona izin vermişti.

Çok geçmeden Ma’n oğulları yurdu şiddet ve dehşet dolu bir azgınlığa sahne oluyordu… Kayn oğullarının süvarileri baskın düzenlemiş ve evlerin dışında ne var ne yok bulduklarını yağmalayıp götürmüşlerdi. Götürülenlerin içerisinde küçük yavru, Zeyd bin Harise de vardı.

Günler geçti.. Bir gün sabahın erken saatlerinde Kelb oğulları gözyaşları ile söylenen hüzün dolu ağıtlarla uyanıyorlardı. Günlerdir kaybettiği daha sekizini aşmamış biricik oğluna ağlayan kendilerinden bir adamın ağıtlarıydı o…

O, ses kulaklarını ve gözyaşlarını inceltiyor ve üzerlerine uğursuz bir ağırlık veriyordu. Kulaklarına gelen terennümler şunlardı.

“Ağladım hep Zeyd’ime, onun ne yaptığını bilemeden.

Diri midir ki dönebileceği umuduyla yaşayayım? Yoksa gecemi geldi ona…

Vallahi arasam da bilemiyorum, Seni benden yerin şerri mi yoksa dağların şerri mi ayırdı…

Bilseydim keşke, onun geri geldiğini görebileceğim bir an olacak mı?

Şu dünyadan senin dönüşünden başka beklediğim bir şey kalmadı, görüversem seni yeter bana…”

Derken ses boğuldu. Kısa bir an durdu, acıklı bir ağlama bozuyordu sessizliği. Sonra tekrar başladı ağıt:

“Güneş doğup batarken hep seni hatırlatıyor bana, canlanıyor hatıraların gözlerimin önünde.

Esen rüzgarlar hatıralarını depreştiriyor zihnimde, ah bitmez acılarım, tükenmez korkularım.

Tüm soylu develeri salacağım dört bir yana onu aramak için. Develer yorulsa bile ben yorulmayacağım dolaşmaktan.

Bir gün ölüm gelse bile şu an hayattayım. Emeller kendisini aldatsa bile zaten herkes fanidir..”

Ve ardından adam, kendinden geçmiş bir halde yığılıp kalıyor yere. Kavminden biri yetişiyor imdadına ve şöyle diyor:

-“Kendine yazık etme be adam.. Nedir derdin?”

Harise yıkıldığı yerden şöyle diyerek cevap veriyor.

-“Andolsun ki, ciğerim yanık, ciğerparemin acısından.”

Derken aylar sonra Arab dünyasında Hacc ve ticaret mevsimi geldi çattı. Kelb oğullarından da bir kısım adamlar yarımadanın merkezi Mekke’ye geldiler. Kabe’yi tavaf ederlerken kafaları hep Harise’nin perişan halinde takılıydı hala. O ağlayan adamda.. Birden hemen yanıbaşlarında Harise’nin oğlu Zeyd’e takıldı gözleri. Evet oydu. Abduluzza oğullarından bir grup adamın yanında oturmaktaydı. Süratle yanına vardılar. O da tanıdı onları..

Kayn oğullarınca esir alındıktan sonra başından geçenleri bir bir anlattı onlara. Onların kendisini Ukaz panayırında satışa arz ettiklerini, Hakim bin Hazam’ın teyzesi Hatice binti Huveylid için kendisini 400 dirheme satın aldığını.. Hatice’nin de Kureyş’in gözdesi Muhammed’le evlenince kendisini O’na hibe ettiğini hep anlattı…

Ve neşeli çocuk mutluluğunu izhar ederek tebessüm edip şunları söyledi kavmine:

Benim şu beyitlerimi ulaştırın aileme, zannedersem onlar benim için ağlayıp durmaktalar.

Hacc beldesinde bir evin kölesi olmam sebebiyle, uzakta olsam da şunları söyleyin kavmime:

-“Sizi üzüntülere gark eden ayrılık ateşinden kurtarın kendinizi. Ve dört bir yana benim için develer de salmayın

Çünkü ben, şükürler olsun, vefakar, büyüklerin büyüğü bir ailenin yanındayım.”

Kelbliler yurtlarına dönüp durumu babasına haber verdiler. Bağrı yanık baba kardeşi Ka’b ile oğlunu kurtarmak için Mekke yollarına düştü. Kureyş’in gözdesi Emin Muhammed’in yanına vardılar. Ona henüz Peygamberlik gelmemişti. O’na şöyle dediler.

-“Ey Abdullah’ın oğlu. Ey Abdumuttalib’in torunu ve ey Haşim’in çocuğu, ey kavminin efendisi Muhammed!.. Siz harem beldenin ehli ve onun komşularısınız. Esirlere hürriyet veren, köleleri yediren kişilersiniz. İşte biz oğlumuz için geldik ne olur onu bize lütfet. Dilediğin fidyeyi iste bizden. Biz onu fidye karşılığı kurtarmak istiyoruz.”

Kureyş’in gözdesi yumuşak merhamet dolu nazarlarıyla gelen iki adama baktı.. Sonra tebessüm edip Harise’ye döndü ve şunları söyledi;

‘Kimi kastediyorsunuz siz?”

Bağrı yanık baba cevap verdi:

-“Zeyd bin Harise’yi…!”

Kureyşin efendisi tekrar Harise’ye yöneldi ye dedi ki:

-“Bundan daha iyisini söyleyeyim mi sana?”

Bağrı yanık baba telaşla sordu:

-“Nedir?”

Buyurdu ki:

-“Onu çağırın ve serbest bırakın. Eğer sizi tercih ederse fidyesiz olarak sizin olsun, alın götürün. Benim yanımda kalmayı tercih ederse, o zaman ben, beni tercih edenden vazgeçecek değilim…”

Adamların yüzleri sevinçle pırıldadı. Şöyle dediler:

-“Sen gerçekten adaletli davrandın. Hatta daha iyisini yaptın..!”

Bunun üzerine Kureyşin şerefi, Zeyd’e seslendi ve şöyle dedi:

-“Tanıyor musun bunları?”

-“Evet tanıyorum”

-“Kim onlar?”

-“Şu babam, şu da amcam…”

-“Beni bilirsin sen. Benim dostluğumu da gördün. Şimdi serbestsin. Dilersen beni seç, dilersen onları…”

İki adam da sessizliğe bürünmüş bir halde çocuğun vereceği cevaba bakıyorlardı. Şunları söyledi çocuk:

“Ben sana hiç kimseyi tercih edecek değilim. Sen benim anam babam yerindesin…!”

Dehşetle ürperdi adamlar, ona şöyle dediler:

-“Yazıklar olsun sana Ey Zeyd!

Köleliği hürriyete, babana, amcana; ailene tercih mi ediyorsun?”

Mesûd çocuk şu cevabı verdi o an, onlara:

-“Evet, benim bu şahsiyetten gördüğüm hiçbir şeyi, ona tercih edeceğim kimseden asla göremem.”

Bu sefer Kureyşin gözdesinin yüzü aydınlandı sevinçle. Hemen çocuğu Kabe’nin yanı başındaki Hicre götürdü. En yüksek sesi ile orada bulunanların arasında şöyle gürledi:

-“Ey ahali.. Hepiniz şahid olun ki, şüphesiz Zeyd benim oğlumdur. Ben ona, o bana varistir…!”

Bu vefa ve dostluk örneği büyük manzara karşısında baba ve amcanın gönülleri hoş oldu. Gözleri arkada kalmadan dönüp gittiler yurtlarına..!

Derken, Hz. Muhammed s.a.a.’e Peygamberlik verildi. Zeyd r.a Müslüman olanların ilklerinden oldu. Bir an olsun Peygamberden ayrı kalmadı. Zira Allah onun gönlüne Rasülünün sevgisini, Rasülünün gönlüne de onun sevgisini koymuştu bir kere.. Artık müslümanlar onu Muhammed’in oğlu Zeyd diye çağırıyorlardı hep. Taki Allah’ü Teâla evlatlık edinmeyi yasaklayan şu ayetini inzal edene dek:

“O evlatlık edindiklerinizi kendi babalarının isimleriyle çağırın. İşte bu Allah katında adalete en uygun olanıdır.”[1]

Peygamberimiz boykot senesinde Zeyd’i amcaoğlu Cafer bin Ebû Talip’le kardeş ilan etmişti. Seneler birbirini kovaladı. Her geçen gün Zeyd’in Peygambere yakınlık ve muhabbetini artırdı. Nihayet Allah hicret için Peygamberine izin verdi. Zeyd de ashabla birlikte Medine’ye hicret edip Sa’d bin Hayseme’ye misafir oldu. Sonunda Peygamber s.a.a. de katıldı onlara. Bu sefer Muhacirlerle Ensar arasında kardeşlik ilan etti. Allah Rasülü s.a.a. Zeyd’i Allah’ın arslanı Hamza r.a. ile kardeş yaptı.

Hicretin üzerinden aylar geçti ve Allah’u Teâla kıtal ayetini indirdi. Peygamberine:

“Kendileriyle savaşılanlara, uğradıkları zulümden dolayı savaşa izin verildi. Şüphesiz ki Allah onlara yardım etmeye elbet hakkıyla kadirdir.”[2]

Artık Peygamber davası güç kuvvet devirlerinden yeni bir devre girmişti. Müslümanlarla, yeryüzünde küfrün defterini dürmek için müşrikler arasında harbler oldu.. Zeyd’de bu savaşta sabit kadem genç bir atıcı idi.. Bedir’de hazır bulunmuştu. O ne güzel bulunuştu! Ve Zeyd Medine’ye zafer müjdecisi olarak varıyordu.

Uhud gazvesi oldu. Onda da Zeyd en güçlü ve emin bir er görevini üstlendi. Allah Resulünün önünde ölüm beyan yapan yiğitlerden biriydi Zeyd… Uhud’da kardeşliği Hz. Hamza Şehid düşünce, Hz. Peygamber s.a.a. kavminin efendisi Üseyd bin Hudayr’ı onunla kardeş yaptı.

Harbler birbirini izledi. Hepsinde de Zeyd r.a. savaş bakımından ashabın en şiddetlisi ve en sadakatlısıydı. Hendek, Hudeybiyye, Hayber, Huneyn, hepsinde hazır bulundu. Allah Rasulü Mureysi’ gazasına çıkarken. O’nu Medine’de yerine vekil tayin etti..

Yedi savaşa kumandan olarak çıktı. Onların ilki Karde seriyyesi idi. Onda Kureyş kervanının önüne varıp dikildi. Ebu Süfyan, kaçıp kurtuldu. Zeyd r.a. Furât bin Hayyan el-Aceli’yi esir etti. Bu müslümanların ilk büyük ganimetiydi. Bu yüzden bundan sonra Allah Rasülü orduların başına genellikle Zeyd’i kumandan tayin etmişti.

Peygamber s.a.a onu, azatlısı Ümmü Eymen’le evlendirdi. Zeyd’in ondan Üsame isimli çocuğu oldu. Üsame’nin çocukluğu Peygamberin kucağında geçti, Zeyd sevgilisi, Üsame de sevgilisinin oğlu olmuştu..

Allah’u Teâla, Kur’anî bir hükümle de Zeyd’e ikram etmeyi dilemişti. O’nu yeni bir hükmün konusu yapmayı murat etmişti. Allah Rasülü Zeyd’i amca kızı Zeyneb binti Çahş ile evlendirmişti. Haşim oğullarının şerefli kızı Zeyneb ile Allah Rasülünün azatlı kölesi Zeyd’i evlendirerek, müminlere kardeş olduklarını göstermek ve Peygamberliğini ısbat için… Sonunda Zeyd r.a. onu boşadı ve Allah Rasülü onu kendisine nikahladı. İslam toplumunda cahiliye kalıntılarını kazımak için[3] Ve bu hadiseyi işleyen İlâhi Kelam Kur’an Zeyd’i kendi ismi ile bizzat anıyordu. Kur’an’da isminin geçme şerefi Zeyd’den başka hiçbir sahabiye nasib olmamıştı. O ayette Allah (c.c) şöyle buyuruyordu.

“Zeyd o kadından ilişiğini kesince, Biz, onu sana zevce yaptık. Ta ki evlatlıklarının boşadıkları kadınları almak Müminler üzerine günah olmasın…”[4]

İslam ordusu Rumlarla savaş için üç bin kişilik bir ordu ile yola çıkmıştı. Allah Rasülü s.a.a. Zeyd bin Harise için sancak bağlamıştı. Onu diğer kumandanların önüne çıkarıp şöyle buyurdu.

-“Eğer Zeyd’e bir hal olursa Cafer bin Ebî Talib, Ona da bir hal olursa Abdullah bin Revaha ordunun başına geçsin…”

Ve Zeyd ordusunun başında Mute’ye varıp kondu.. Gördü ki düşman yüz binin üzerinde.. Askerler harbe atılıp atılmama konusunda tereddüt içerisindeydiler.. İşte o sırada Hz. Zeyd ordusunun başına geçip ileri atıldı.. Cihadda zaferin ancak öne atılmak olduğunu ve Cennetin bedelinin şehadetten başkası olmadığını ilan etmek için..

O Allah Rasülünün sancağı elinde savaşırken, düşman kılıçları ve mızrakları ona yönelmişti. Ölüm hiç umurunda değildi. Onun tek düşündüğü Allah düşmanları arasında. Ordusu için zafer yolunun aralanmasıydı. Sağından, solundan düşman kelleleri uçuruyordu. Düşman bile apışıp kalmıştı. O’nun bu hali karşısında. O’na önden yaklaşmaya bir türlü güç yetiremediler. Sonunda arkasından kalleşçe öldürücü darbeler yağdırmaya başladılar. Hz. Zeyd’in ise tek arzusu vardı. O da elindeki sancağın yere düşmemesi. O’nun bu hali devam etti ve sonunda şehid düştü…

Öte yandan Medine’de Allah Rasülü s.a.a. ikindiden sonra minberin yanına durmuş, gözlerini Mute cihetine dikmiş bir haldeydi.. Aradaki yüzlerce mil ve fersah bunca mesafeye rağmen, sanki hemen önünde cereyan eden savaşa bakıyordu. Bir ara şöyle demeye başladı:

-“Zeyd için istiğfarda bulunun.. Andolsun ki o sancağı omuzladı ve şehid düşünceye kadar savaştı. Şüphesiz ki o, cennete girmiş, şu anda orada koşmaktadır..”

Daha sonra Allah Rasülü s.a.a. alelacele Zeyd’in evine yönledi. Müslümanlar da ardındaydılar.. Zeyd’in ailesi haberi aldı.. Zeyd’in kızı gözyaşları ile huzura vardı.. Peygamber s.a.a. de ağladı ağladı, sesi işitilene dek..

O’nun hüzünlü olmasına hiç dayanamayan Sa’d bin Muaz, Büyük Önder’in (s.a.a) Önünde durup şöyle dedi:

-“Ya Rasulallah, nedir bu hal?”

Allah Rasulü , sevgi ve vefa dolu bir cevabla cevapladı sorusunu:

-“Bu sevgilinin sevgiliyi arzulamasıdır…!”

——————————————————————————–
[1] Ahzâb; 5
[2] Hacc; 39
[3] O zamana kadar Araplar arasında, evlatlığın boşadığı kadınla babalığın evlenmesi yasaktı. Bu hükümle İslâm, bizzat Peygamber ailesinde bu cahili inancın kaldırılmasını istiyordu.
[4] Ahzab; 37

Yorum Yap